“Aşkım, Tuğçe’yle kocası evlilik terapistine gitmeye karar vermişler biliyor musun? O goril kılıklı adamın bunu kabul edeceğini hiç ummazdım. Demek ki insanların görünüşüne aldanmamak lazımmış. Adamın ellerindeki kıllara dikkat ettin mi? Acaba esmer olduğundan mı o kadar çok görünüyor? Görüntü dedim de aklıma geldi. Bizim ofis boy var ya meğer diferansiyel denklemlerde sonsuzluk üzerine mi ne master yapıyormuş düşünebiliyor musun? O sivilceli tıfıl oğlan yahu. Hani sen beni geçen hafta almaya geldiğinde ofis kapısında sana çarpmıştı da elindeki bütün evraklar savrulmuştu. Evrakların çıktısı alınmadan önce sayfa numarası da konmamıştı. Bir saat onları yeniden düzenlemek için uğraştı durdu. Sen ona çarptığın halde özür üstüne özür dilemişti. O garip oduncu gömleklerini giyen sarışın çocuk. Bildin di mi? Çarpma dedim de, bugün ofiste kapı bir çarptı, cam paramparça oldu. Havuç dilimi gibi bir parça az daha ayağıma saplanıyordu. Şu çapraz bantlı dekolte ayakkabı vardı ayağımda. Verilmiş sadakam varmış. Ha! Biz bu sene fitreyi kime vereceğiz hayatım? Ay! Sormayı unuttum kendi derdimden. Senin günün nasıl geçti?

“Ne olsun her zamanki gibi. Dün bitirdiğim sunumu gerçekleştirdim, iyiydi.”

İnsanlar, olaylara yaklaşım bakımından genelleyiciler ve ayrıntıcılar olmak üzere iki tipe ayrılabilir. ‘Ayrıntıcı’lar olayları gerek algılar ve gerekse de anlatırken ayrıntılara çok önem verirler. Akşam 5’te olan bir olayı, sabah evden çıkıştan itibaren anlatmaya başlarlar. Kendileri detaylar ile olaya vakıf olduklarından başkalarının da öyle olduğunu düşünürler. Amaçları karşısındakini laf kalabalığında boğmak değildir, sadece olayı hakkıyla aktarmak isterler. ‘Genelleyici’ler ise hayatı bütün olarak görürler. Ayrıntılar onların dikkatini dağıtan gereksiz laf kalabalığıdır.

Toplumumuzdaki kadınların çoğu ‘ayrıntıcı’ iken erkeklerin çoğu ‘genelleyici’dir. Dolayısıyla olayları detaylayarak, ayrıntılarıyla anlatan kadın, kocasının kısa ve kestirme anlatımlarını ya da cevaplarını kendisine olan saygısızlık, ilgisizlik olarak değerlendirir. Kendisi, en sevdiği ve bildiği tarzla bütün ayrıntılarıyla anlatmakta ve böylelikle karşısındakine değer verdiğini göstermektedir çünkü.

‘Ayrıntıcı’, eşinin detaylarla ilgilenmediğini hatta ayrıntıların onu sıktığını ve konudan uzaklaştırdığını fark etmeli, eşinin istediği şekilde konuyu toparlamaya çalışmalıdır. Yoksa önce kısa sürelerle anlatımdan kopan ‘genelleyici’ dinlemeye tekrar döndüğünde yine de konuyu kaçırmadığını fark edip giderek daha uzun sürelerle kopuşlar yaşayacaktır.

‘Genellemeci’ ise ‘ayrıntıcı’ partnerinin; yapacak işi olmadığından, onunla konuşacak konu bulmadığından, onun dikkatini ya da ilgisini çekmek amaçlı bu kadar çok konuşmadığını, detaycı yapısı nedeniyle böyle olduğunu anlamalı ve saygı göstermelidir.

İlişkinin başlangıcında aradaki farklılıklar bu kadar belirgin değildir. Gerek çiftin üyelerinin birbirine karşı daha özenli davranması gerekse insanların aşk ateşi ile yanarken kendisini rahatsız eden tavır ve davranışları görmezden gelme ya da fark edememe eğiliminde olması bu durumun temel iki nedenidir.

İlişki ilerlerken özensizlikler başlar, kişiler karşısındakini mutlu ve rahat hissettirmek için değil, kendisinin mutluluğu ve rahatı için davranışlar yaparlar. İlişkinin başında karşı tarafa yapılan yatırım şimdi kendisine yönelik olarak yapılma eğilimindedir. Aslında kendi mutluluğumuz için bir şeyler yapmaya başladıkça paradoksal bir biçimde karşımızdakini mutsuz etmeye de başladığımızdan bu durum, kendi mutsuzluğumuz olarak bize geri döner.

Taraflar birbirinin yapısını çözüp karşısındakini olduğu gibi kabul etmeyi, değiştirmeye çalışmamayı başardıklarında karşılıklı bir anlayış ve uzlaşma gerçekleşecektir. ‘Ayrıntıcı’, giderek bazı ayrıntıları budamayı öğrenecek ‘genellemeci’ de biraz daha ayrıntıya girmeyi başarabilecektir. Aslında yapılması gereken şey, ilişkinin başında zaten yapılan şeydir. Harcanan çaba ve gösterilen hassasiyet, elde edilen mutluluğa ve huzura fazlasıyla değecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here