Öğrenci arkadaşlarım, bugün sizin için yazdım.

Ne çok duyuyor, görüyor, okuyoruz: Her gün her birimize eşit olarak 86400 saniye bahşediliyor. Bir daha asla geri gelmeyecek, repoya faize konamayan, kullanmadıklarımızı bir sonraki güne devredemediğimiz… Her birimiz, “Aa! Ne kadar da doğru” deyip gündelik rutinimize devam ediyoruz sonra. Kafamızda yapmayı planladığımız ama üşengeçliğimizden, gözümüzde büyüdüğünden, yarın ya da öbür gün olsa da fark etmez dediğimiz için, kısaca birçok nedenle yapmayı hep ertelediğimiz tomarla işle birlikte.

Yaşamımızdaki sayısız zaman hırsızlarından belki de en acımasız olanıdır erteleme. O kadar sinsidir ki, çoğu kez ertelediğimizin farkında bile olmayız. Örneğin çalışma programına göre çalışma zamanımız geldiğinde birdenbire çalışma odamızın ne kadar dağınık olduğunu fark ederiz. Saatler süren düzenlemeden sonra telefonumuza takılır gözümüz. Bir sürü mail gelmiştir, cevaplanması gereken birçok whatsapp mesajı vardır. Facebook’ta onlarca bildirim görülmektedir… “Sadece birkaç dakika” deriz, “Sonra hemen çalışmaya başlayacağım.” Fakat telefondan kendimizi almamız mümkün değildir. Tam da artık gerçekten çalışmaya başlayacakken salondan gelen bir müzik çalınır kulağımıza. Bu, en sevdiğimiz dizinin müziğidir. “Zaten çalışmaya başlamak için çok erken, daha sınava çok var, bir günden ne çıkar ki?” cümlelerini fısıldarız kendi kulağımıza. Bir güzel dizimizi izleriz. Dizi bitmiştir. Saate bakarız. “Bu saten sonra çalışılmaz ki, zaten çalışmaya kalksam da verimli olmayacaktır. Hem sabah erkenden okula gitmem lazım. En iyisi uyuyayım. Yarın iki kat çalışırım.” bahaneleri eşliğinde yatağın yolunu tutarız.

İşte tipik bir erteleme senaryosu ve sonuçları: Artan iş yükü, bir türlü uygulanamayan çalışma programımız, biriktikçe içinden çıkılamaz hale gelmiş işlerimiz, ailelerimizin sık sık çalışma tempomuzu eleştiren acıtıcı sözleri ve ardı arkası kesilmeyen yakınmaları, okulda ise öğretmenlerimizin sitemleri, azarları… Tüm bunlara eşlik eden, stresten kaynaklanan aşırı yorgunluk ve kendinden hoşnut olmama hissi de cabası. Ertelerken bize bezginlik veren bu hissin zamanla aşınıp ufalıp ve sonunda da yok olup gideceğini sanırız. Bu müthiş bir yanılgıdır. Ertelediğimiz, sıkılıp yapmaktan vazgeçtiğimiz, yapmama kararı aldığımız, boş ver dediğimiz her iş büyüyerek, büyüdükçe zorlaşarak hayatımızda daha büyük sıkıntılar yaratmak üzere bir gün karşımıza çıkacaktır. Öyle ki küçük bir çabayla üstesinden gelebileceğimiz bir durumu, neredeyse çıkmaza sokmuş oluruz.

Ayrıkotlarını bilir misiniz? Minicik bir yaprak, bir santimlik bir gövde olarak bahçemize bir kez girdi mi, eğer o anda onu yok etmezseniz çok kısa zamanda köklenir, dallanır tüm bahçeyi sarar. Bahçedeki tüm çiçeklerin besinine suyuna ortak olur ve onları kurutur. Üstelik ne çiçeği ne de meyvesi var, güzel de görünmez ki varsın o da bahçede kalsın diyebilesiniz. Bahçenin tüm imkanlarından bu denli faydalanırken ona zarar verecek kadar da bencil üstelik. O noktadan sonra istediğiniz kadar kazın toprağı, koparın atın gördüğünüz her ayrık otunu, illaki bir parçası toprakta kalır ve sil baştan yeniden bahçeyi sarar. Belki de birkaç gün sonra kuruyup yok olacak bir bitki sanmıştınız. Belki de aslında nasıl bir bela olduğunu biliyordunuz da yine de başa çıkabilirim sanmıştınız. İş içinden çıkılmaz bir hal alıncaya kadar size bu kadar büyük zarar vereceğini kestirememiştiniz. İhmal ettiniz, ertelediniz ya da gereksiz buldunuz bu çabayı.

Hiç düşündünüz mü neden gereksiz buluruz bazı şeyleri? Bu durum büyük ölçüde de tembellik etmemizle ilgilidir. Yani harekete geçme gücümüzü köreltip, zamanla tamamen statik bir hal alırız. Bizler zararlı alışkanlıkları edinirken daha az direnç gösteririz. Çalışmama gibi. Örneğin tatile çok çabuk alışırız. Geç yatmaya, geç kalkmaya çok çabuk alışırız. Oysa işlerimizi zamanında yapmamız gibi olumlu bir durum söz konusu olduğunda, bunu alışkanlık haline getirmekte zorlanırız.

Sorun her ne olursa olsun çözüm ortada: Muhteşem sonuçlar elde etmek, zamanımızın hâkimi olmak, işlerimizi koca birer dağ olmadan bitirmek çok kolay. Bütün bunlar yalnızca harekete geçerken gösterdiğimiz tutuma bağlı. İşlerimizi olabildiğince erteliyor ya da gereksiz olduğu konusunda kendimizi ikna etme yoluna mı gidiyorsunuz? Yoksa küçük bir gayret ve biraz iç disiplin göstererek harekete mi geçiyorsunuz? Peki, ya bundan sonra nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Bir daha ertelediğinizi fark ettiğinizde, yapacağınız işi gereksiz bulduğunuzda, ihmal ettiğinizde ayrıkotlarını anımsayın ve hızla harekete geçin. Bir fili yiyebilir misiniz? Ben yerim! Bir kerede değil ama yüzlerce porsiyona bölerek yerim. Size zor gelen işleri, kolay halledilebilir parçalara bölün. Hadi ne duruyorsunuz? Kalkın ve başlayın!

Şimdiye dek ertelediğiniz, ihmal ettiğiniz, gereksiz bulduğunuz bütün işlerinizin kolay gelmesi dileğiyle…

paykwikalim

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here