Mutluluk her daim çok neşeli olmak demek değil. İki önemli nokta var; birincisi şükredecek tek bir şey bile bulabiliyor musun hayatta, ikincisi, gelecekten umudun var mı? Bunların ikisine de sahipsen sen mutlu bir insansın.

Çok meşhur oldum ama hiç mutlu olmadım

Doğrusunu söylemek gerekirse kişisel gelişim kitaplarına biraz mesafeliyimdir. Dolayısıyla Destek Yayınları’ndan çıkan Mutluluk Virüsü’nü elime aldığımda temkinli yaklaşıyorum fakat sayfalar ilerledikçe hafiften önyargılarım kırılıyor. Çünkü kitap hayli samimi, yer yer komik bir üslupla kaleme alınmış ve ezber kişisel gelişim öğretilerinden sıyrılıp gerçek yaşam deneyimleriyle zenginleştirilmiş. Yazarı ise çoğumuzun tanıdığı bir isim; Hale Caneroğlu, namı diğer Avrupa Yakası Yaprak! Hale Caneroğlu diziden sonra oyunculuk ve müzik kariyerini sonlandırıp hayatının direksiyonunu adeta bambaşka bir yöne kırıyor. Bunun sebebi ise aslında yıllardır hayalini kurduğu o parıltılı yaşamın onu hiç mutlu etmediğini fark etmesi! İşte kitabı ortaya çıkaran mevzu da biraz bu. Kendisiyle buluşuyoruz. En son 2009 yılında TV’de görmüştüm ama ne enerjisinde ne de dış görünüşünde bir değişiklik yok gibi… Samimi bir tanışmanın ardından koyu bir sohbete dalıyoruz Caneroğlu ile… Oyunculuk neden mutlu etmedi, mutlak mutluluk var mı, sektörden arkadaşları ne tepkiler verdi değişimine, hepsini konuşuyoruz…
– Bir yıl önceki TEDX konuşmanızın başlangıcında şöyle bir ifadeniz var: “14 sene önce Gülse Birsel Avrupa Yakası‘nın senaryosunu verdiğinde Yaprak karakterini reiki’ci, yoga yapan, enerji ve kişisel gelişim işlerine takık, vejetaryen olarak tanımlıyordu. Ben vejetaryen dışında diğerleri ne anlama geliyordu bilmiyordum ” Şimdi hepsine hakimsiniz, nasıl oldu bu?


– Dizi öncesi tüm hayatımı sevilen, sayılan, ünlü bir oyuncu olmaya adamıştım. Bunun için ABD’ye gittim, orada yatılı bakıcılık yaptım, gece kulüplerinin vestiyerlerinde çalıştım, aç kaldım, güç bela eğitim aldım. Türkiye’ye döndüğümde ise evsizdim, bildiğiniz süründüm yani… Niye bunu istiyordum peki, çünkü takdir edilmek, değerli hissetmek ve herkesin saygısını kazanmaktı amacım. Bu başarıya ulaşınca mutlu olacağımı zannetmiştim. Dizi başladıktan sonra üç ay içinde sokakta yürüyemez hale gelmiştim, kızlar saçlarını Yaprak gibi boyatıyordu, dizideki tarzım ilham olmuştu bazılarına. Hayalimin ötesindeydim. Çok meşhur oldum ama hiç mutlu olmadım! İşte kişisel gelişim yolculuğum da böyle başladı… – Şöhret sizi hiç mi mutlu etmedi peki? Sonuçta bunun hayalini kurmuşsunuz, birisi sizi sokakta tanıyıp durdurduğunda mutlu olmuyor muydunuz? – O mutluluk değildi ki ego tatminiydi. Beyin dopamini salgılıyor, sen bir hedefine ulaşıyorsun ve mutlu oluyorsun… Ama bu kısa süreli bir mutluluk…

ASLINDA HÂLÂ SAHNEDEYİM
– Oyunculuk ve müzisyenliğe devam etmediniz. Acaba en büyük hayaliniz bu değil miymiş?
– Hayır, çünkü yanlış amaç uğruna yapmışım o kariyeri. O dönem amacım; ünlü olmak, statü kazanmak gibi şeylerdi. Bir de sevdiğim müziği de yapamıyordum. Ben müzikalciyim nerede müzikal söyleyecektimki?
Para kazanmak için söylemeye başladım. Olmadı pek tabii… Sonra set ortamları, çalışma saatleri de bana hiç adil ve insani gelmiyor. Bu da devam etmeme sebeplerimden.
– Sizi şu an sahneye çıkarsak, oyunculuk veya şarkıcılık için. Yadırgar mısınız, nasıl hissedersiniz? – Teklifler geliyor zaten. Daha geçen hafta bir senaryo göndermek istediler hatta. Teşekkür edip reddettim. Aslında ben zaten sahnedeyim hâlâ. Kurumlara gidip motivasyon konuşmaları yapıyorum. Gülmekten kırılıyoruz oralarda, bunlar da bir performans.
– Mutlu değildiniz, kişisel gelişim eğitimleri de alıyordunuz ama direkt bu işi yapmaya nasıl karar verdiniz?
– İngiltere’deydim. Tam bir ev kadını olarak yaşamımı sürdürüyordum. Bir yandan da “Ben hayatımın geri kalanında ne yapacağım” sorusunu soruyordum sürekli kendime. Samsun’a gittik annemi ziyarete. Orada bir lise beni konuşmacı olarak çağırdı. Gittim. Çocuklar bana ne sorarsa sorsun bir baktım her cevap kişisel gelişime gidiyor. Fark ettim ki çocukların gözünde bir parlama oluyor, “İşte” dedim “Hayatımın geri kalanında ne yapacağımı buldum…” Ondan sonra İngiltere’ye gittim. Eğitimler almaya devam ettim. Altı dünya çapında geçerli sertifikasyon aldım. Hemen de eğitimlere başladım.
– Kitabınızın adı Mutluluk Virüsü ve iddianız hepimize bu virüsü bulaştıracağınız yönünde. Hakikaten mutlak mutluluk diye bir şey var mı?
– Kesinlikle. İlk önce mutluluğun doğru tanımını yapmamız lazım. Mutluluk her daim çok neşeli olmak, hiçbir sorununun olmaması demek değil. İki önemli nokta var, birincisi şükredecek tek bir şey bile bulabiliyor musun hayatta, ikincisi, gelecekten umudun var mı? Bunların ikisine de sahipsen sen mutlu bir insansın. Öyle bir tane kitap oku hayatın değişsin, iki günlük eğitime katıl hayatının geri kalanında mutlu ol, yok öyle arkadaşlar.
İlk başta çok dalga geçtiler
– Peki, oyunculuk camiasıyla bağlarınızı tamamen kopardınız mı?
– Olur mu canım hepsine gönderdim hatta kitabımı. Avrupa Yakası ekibiyle de buluşacağız yakında inşallah… – Siz farklı bir kariyere yönelince o piyasadan ne gibi tepkiler aldınız?
– Ooo çok dalga geçtiler. “Ayy bunlar şarlatanlık, ama iyi para kazanır, herhalde oyunculuk şarkıcılık teklifi gelmediğinden bu işlere giriyor” diyorlardı. Ama kimi arkadaşlarım da felaket derecede destekledi. Ben o camiada uzaylı gibiydim aslında. İlk başta hiç ciddiye alınmadım. – Şimdi tavır değişti galiba?
– Aynen, “Kitabın hayırlı uğurlu olsun Haleciğim, hemen alıp okuyoruz” kıvamındayız şu anda.
Teslim olmayı öğrendim
– Kitabınızda başınızdan geçen başarısız ilk evliliğinizden de bahsediyorsunuz. Neleri değiştirdi o evlilik sizin hayatınızda?
– Biz boşanma kararını beraber verdik ve bu kararı verince çok rahatladık ikimiz de. Hiçkimse kötü gideceğini bile bile bir evliliğe girmez, ama olmuyor bazen işte. O evliliğimi yapmasaydım bugünkü evliliğim bu kadar iyi gitmezdi. Törpülendim, çok şey öğrendim. – Yine kitapta yazılana göre çok zor bir doğum gerçekleştirmişsiniz. Hatta deyim yerindeyse “gidip gelmişsiniz”. Neler yaşadınız o anlarda? – Yakın ölüm tecrübesi diyorlar tıpta buna, yani evet bir gittim geldim galiba. (gülüyor) Uzun bir süre acıdım kendime, dövündüm durdum, “Ahh neler olacaktı az kalsın” dedim. Ama sekiz dokuz ay sonra bunun bana bir hediye olduğunu anladım. Çünkü kendi kadere teslim etmeyi öğrendim. Teslim olduğunda her şey su gibi akıyor.

Kaynak : https://site-backlink.com/Oyse4

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz