Anasayfa / Güncel / Yaşam / Böğürtlen Kokulu Kadın

Böğürtlen Kokulu Kadın

Günün en ıssız zamanlarıydı; deniz kenarında, dalgaların bittiği kayaların üzerinde, martılar günün bu sakinliğin tadını çıkarırcasına uçuyorlardı. Belki bu sessizliğe fazlasıyla alışmışlardı ve nispet yaparcasına usulca hareket ediyorlardı insanlara inat.

Öğlen saatleriydi, güneş tam gökyüzünün en üst yerinde asılı olmalıydı bu sıralarda. Oysa şehrin bu tarafından karşı yakası zor görülüyordu. Puslu gökyüzünde, bulutlar da güneş de yoktu sanki. Çok uzak bir kıtadaki çöl fırtınası sebep olmuştu; bu kentte yaşayan insanların güneşi, bulutları görmesine ve bu kentin sakinleri, çok uzak bir kıtadaki kumları soluyorlardı ciğerlerine.

O gün, insanların da en ıssız zamanlarıydı deniz kenarında. Rahatlıkla yürüyebilmenin de zor olduğu akşamüstü saatleri değildi hani; seyyar satıcılar bağırmıyordu, belki de bu yüzdendi martıların, insanlara nispet yaparcasına usulca hareket etmelerine sebep.

Dalgaların ne kadar sakin olduğunu düşündü adam, evet sakindi bugün deniz. Sevdiği kadının sakinliğindeydi, yeşille koyu mavi arasında bir renkteydi bugün dalgalar. Kadınının gözlerinin renginde; ondan önce gelmişti o gün deniz kenarına ve düşünceleri kafatasından çıkacak gibiydi adamın. Çenesinde iyice uzamış sakallarının arasına soktu parmaklarını, genelde düşünceli olduğu anlarda istem dışı yapıyordu bunu adam.

Geçen sene, günübirlik şehir gezilerinden birinde tanışmışlardı; kıştı, aynı tur firmasının farklı otobüslerinde gelmişlerdi, dağların arasındaki Şirince’ye. Birbirlerinin farkında olmadan dolaştılar köyün sokaklarında, akşama kadar. Yolları ve kaderleri, köhne küçük bir meyhanede, eski teneke bir sobanın karşısında kesişmişti. O akşam şirin dağ köyünde; kalabalıkta sobanın karşısında yer bulamamıştı kadın ve o kısacık anda fark etti, kendisine yer veren genç adamı, yeşil koyu mavi renkteki gözleriyle..

Kalabalıktı ve birçoğu birbirini tanımayan insanlar, hep bir ağızdan şarkılar söylediler. O akşam teneke sobanın sıcağında, adam ve kadın nasıl konuşmaya başladıklarını ya da nasıl yan yana geldiklerinin farkında olmadılar. Ve iki şişe böğürtlen şarabını bitirdiklerinde, birbirlerini uzun zamandır tanıdıklarını bile hissediyordu artık adam…

Şehre dönüş zamanı geldiğinde; aynı otobüste yan yana oturuyorlardı, yaşamlarını yaşadıklarını paylaştılar yol boyunca, arada gözlerinin tam içine bakıyordu kadın, yeşille koyu mavinin arasında bir yerlerdeydi artık adam. Yolculuklarının sonuna geldiklerinde; eli adamın avuçlarının arasındaydı, başını hafifçe dayamıştı omzuna, nefesi böğürtlen kokuyordu kadının..

Uzamış sakallarının arasına soktu parmaklarını; düşünceleri kafatasını daha da zorlamaya başlamıştı, pişmandı kadına söyleyemediklerinden. Ve O, deniz gibi sakin kadın, birazdan güneşsiz gökyüzün altında buraya, yanına gelecekti adamın. Seviyordu, nefesi böğürtlen kokan kadını. Hayatına girdiği ilk andan itibaren olmasa da, zaman içinde alıştı. Aylar geçtikçe bağlanmıştı, bu güne kadar tanıdığı tüm kadınlardan başkaydı ve hiçbirini hatırlamıyordu artık. Sadece o vardı. Hangi ara yaşamıştı aşkı, ya da hangi ara unutmuştu yaşadıklarını adam; aldığı yanlış kararlar sonucunda geldiği yeri beğenmiyordu, belki de sevdiği kadına anlatamadıklarından utanç duyuyordu.

Topuklarına vura vura yürüyordu kadın; bulutların olmadığı gökyüzünün altında, sevdiği adamın beklemeyi sevmediğini öğrenmişti artık. Ondan da öte özlemişti adamı. Kısa süre değildi ki hem neredeyse 3 haftadır görmüyordu. Ailesinin yaşadığı şehre gitmek zorundaydı adam ve günler sonra dönmüştü nihayet.

Çok uzakta, o kıtadaki çölden esen rüzgârlar bile durdu o an; bulutlar ve güneş bir anda görünür oldu, kentteki tüm insanlara ve sarıldı kadın, sevdiği adama. Martıları kıskandırırcasına, onlardan daha usulca sarıldılar birbirlerine… Ne kadar zaman, neler konuştular farkında değildi adam. Düşünceleri, daha bir zorlar olmuştu kafatasını, söyleyemediklerinden daha çok pişman oldu. Parmakları sakallarının içinde dolaştırmaya devam ederken, sordu kadın:

 

   – Bu dünyada en çok neyi seviyorsun?

Oldukça basit bir cevap bekliyordu kadın ve bununla ilgili en ufak şüphe duymazken, yüreğinin içinde:

   – Yağmur, dedi adam. En çok yağmurun yağmasını seviyorum.

Yeşille koyu mavi arasında bir renkteydi kadının gözleri; sesinin tonu düşmüştü, dudağının kenarından, belki de o güne kadar ki en titreyen sesle sorabilmişti, zor da olsa. Şaşkındı:

   – Neden?

   -Yağmur tüm dünyayı temizliyor… Diyebildi adam kadının gözlerine bakamıyordu artık.

Yağan yağmurun; tüm dünyayı temizlediğini, kendi hatalarının ve günahlarının suyla akıp gideceğini düşünüyordu adam, kendini kandırırcasına, yalandan da olsa..

Söyleyemediklerinden dolayı pişmandı, sevdiği kadına. Ailesinin ziyaretine gittiğinde; başka biriyle evlendiğini söyleyemedi, güneşsiz gökyüzünün altından usulca ayrıldı,

nefesi böğürtlen kokulu kadından…

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Hakkında Merter Enser

Ayrıca Kontrol Edin

Bir Haftada İki Kez Loto Kazandı

Bir Haftada İki Kez Loto Kazandı Avustralya’nın Sydney şehrin de yaşayan ve kimliği henüz açıklanmayan …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir